Türkiye'de eğitim dünyasında yaşananlar üzerine fikirler
Son birkaç aydır kamuoyuna parlak bir slogan gibi servis edilen “üç yılda üniversite” fikri, ilk bakışta hız, verimlilik ve çağın gereklerine uyum vaadiyle sunuluyor. Oysa bu cazip ambalajın arkasında, eğitimi bir düşünme ve olgunlaşma süreci olmaktan çıkarıp piyasanın hız takıntısına teslim eden tehlikeli bir anlayış yatıyor. Üniversiteyi zamana karşı yarışılan bir üretim bandına indirgeme hevesi, niteliği değil sayıyı, derinliği değil sürati hedeflemesiyle, üniversitelere yıllardır verilmekte olan zararın üzerine katmerli bir değersizleştirme etkisi yaratacaktır.
Üniversite, yalnızca belirli sayıda dersi tamamlayıp diploma alınan bir yer değil; düşünmeyi öğrenme, akademik olgunlaşma, alanına hâkim olma ve entelektüel bir kişilik inşa etme sürecidir. Bu sürecin mekanik biçimde sıkıştırılması, bilginin derinliğini azaltmakla kalmaz, üniversiteyi bir “sertifika fabrikasına” dönüştürür. Özellikle temel bilimler, mühendislik, felsefe, iktisat ve hukuk gibi alanlarda kavramsal altyapı zaman ister; aceleye getirilen bir eğitim, ezbere dayalı, yüzeysel ve çabuk unutulan bilgi üretir. Üç yıla indirilen programlar, öğrencinin araştırma yapmasına, hata yaparak öğrenmesine, farklı alanlarla temas kurmasına ve akademik merak geliştirmesine yeterli alan tanımaz. Ayrıca staj, bitirme çalışması, akademik yazım ve eleştirel düşünme gibi üniversiteyi üniversite yapan unsurlar bu hızlandırılmış modelde ya birer formaliteye dönüşür ya da tamamen budanır. Sonuçta ortaya çıkan şey, ne iş dünyasının gerçekten nitelikli bulduğu bir mezun ne de akademik açıdan donanımlı bir bireydir. Eğitim süresini kısaltarak gençlerin “hayata daha erken atılacağı” iddiası ise çoğu zaman bir yanılsamadan ibarettir; zira eksik altyapıyla mezun olan bireyler, bu açığı kapatmak için yıllarını ya işte ya da çeşitli kurslarda harcamak zorunda kalır. Bu arayışlar, aynı zamanda ekonomik açıdan donanımlı üniversite gençliği için gerekli istihdam alanlarını ülkede yaratamama problemini örtmeye çalışan bir suçluluk psikolojisini de içinde barındırmaktadır.
Sonuç olarak, üniversite eğitiminin sorunu süresinin uzunluğu değil, içeriğinin zayıflatılmasıdır; çözüm de süreyi budamak değil, programları nitelikli, disiplinli ve derinlikli hâle getirmektir. Üç yılda üniversite, eğitimi iyileştiren değil, onu ucuzlatan bir yaklaşımdır ve uzun vadede hem bireye hem topluma pahalıya mal olur.
Kemal Duran
23 Aralık 2025