2026 LGS Matematik sınavının ardından yine aynı manzara ortaya çıktı. Sosyal medya, veli grupları ve çeşitli eğitim platformları sınavın zorluğu üzerine yorumlarla doldu. Kimileri soruların çok zor olduğunu söyledi, kimileri çocukların mağdur edildiğini iddia etti, kimileri de birkaç soru üzerinden günlerce tartışma yürüttü.

Oysa bütün bu gürültünün arasında gözden kaçan temel bir gerçek var: 2026 LGS Matematik, sanıldığı kadar zor bir sınav değildir. Asıl problem, yeterince kaliteli ve seçici olmamasıdır.

Son yıllarda sınavların giderek daha fazla öğrencinin soru çözebilmesine imkân verecek şekilde tasarlandığı görülüyor. Temel düzeydeki soru sayısı artırılıyor, her öğrencinin sınavda bir şeyler yapabilmesi hedefleniyor. Bunun doğal sonucu olarak güçlü öğrenciler ilk bölümdeki kolay soruları çok kısa sürede tamamlayıp kalan zamanlarını daha seçici görünen sorulara ayırabiliyorlar.

Bu nedenle sınavdan çıktıktan sonra oluşan "çok zor sınav" söylemi çoğu zaman gerçeği yansıtmıyor. Bir sınavın zor görünmesi başka şeydir, güçlü öğrencileri ayırabilmesi başka şey.

Seçicilik mi, Zorluk Görüntüsü mü?

Asıl eleştirilmesi gereken nokta ise soruların giderek eski merkezi sınav mantığına yaklaşmasıdır. Bir dönem öğrencilerin muhakeme becerisini, problem çözme yeteneğini ve matematiksel yaratıcılığını ölçmeye çalışan bir yönelim vardı. Son yıllarda ise bu anlayıştan kademeli bir geri dönüş yaşanıyor. Görsel ve senaryo eklenmiş olması soruları otomatik olarak kaliteli yapmıyor. Yeni nesil ambalaj korunurken matematiksel derinlik ve seçicilik giderek azalıyor.

Kaliteli bir sıralama sınavı, en güçlü öğrencileri birbirinden ayırabilmelidir. Oysa bugün gelinen noktada sınavın önemli bir kısmı geniş öğrenci kitlesinin çözebileceği düzeye çekilmiş durumda. Bu da üst düzey öğrencilerin önemli bölümünün aynı netlerde yığılmasına neden oluyor.

Tartışmanın Asıl Problemi

Fakat sınav sonrasında ortaya çıkan tartışmaların en problemli tarafı başka bir yerde.

Sosyal medyanın etkisiyle akademik olarak üst grupta yer almayan öğrenci ve velilerin sesi, sınav sonrasındaki tartışmalarda çoğu zaman olduğundan daha baskın çıkmaktadır. Bu nedenle sınavın gerçek niteliği yerine duygusal tepkiler gündemi belirlemektedir.

İstenen sonucu elde edemeyen birçok öğrenci ve veli, başarısızlığın nedenini doğrudan sınav sorularında aramaktadır. "Bizi bu sorulara hazırlamadılar", "sınav gereğinden zordu", "bu sorular adil değildi" veya "çocuklar mağdur edildi" gibi söylemler her yıl tekrar edilmektedir.

Oysa bir sıralama sınavının amacı herkesin beklediği sonucu almasını sağlamak değildir. Her öğrenci aynı akademik kapasiteye, aynı çalışma disiplinine ve aynı problem çözme becerisine sahip değildir. Dershaneler, kurslar ve özel dersler öğrenciye katkı sağlayabilir; ancak başarıyı garanti edemez. Sonuçta sınav salonunda sorularla baş başa kalan kurumlar değil, öğrencinin kendisidir.

Bir öğrencinin istediği sonuca ulaşamaması, sınavın kötü olduğu anlamına gelmez. Bir öğrencinin beklediği neti yapamaması da soruların aşırı zor olduğunu kanıtlamaz. Buna rağmen her yıl benzer bir yakınma kültürü üretilmekte ve bu gürültü gerçek tartışmaların önüne geçmektedir.

Sorulması Gereken Asıl Sorular

Oysa velilerin ve eğitim kamuoyunun yöneltmesi gereken eleştiriler çok daha farklı olmalıdır.

Örneğin gerçekten seçici olduğu iddia edilen bir sıralama sınavı neden öğrencileri daha net biçimde ayrıştıramamaktadır? Neden aynı puanlarda ve aynı yüzdelik dilimlerde büyük yığılmalar oluşmaktadır? Neden sınav sonunda binlerce öğrenci birbirine son derece yakın sonuçlarla sıralanmaktadır?

Daha da önemlisi, yıllardır "nitelikli okul" olarak sunulan kurumların ne kadarının gerçekten nitelikli olduğu sorgulanmalıdır. Yüksek puanla öğrenci almak ile kaliteli eğitim vermek aynı şey değildir. Bir okulun niteliği, kapısından giren öğrencilerle değil kapısından çıkan öğrencilerle ölçülür.

Eğitim planlaması da aynı şekilde tartışılmalıdır. Ülkenin akademik ve teknik ihtiyaçları ile okul planlaması arasındaki ilişki, kaynakların hangi okul türlerine ne ölçüde ayrıldığı ve öğrencilerin beklentilerinin ne kadar dikkate alındığı çok daha fazla konuşulması gereken konulardır. Ancak kamuoyu çoğu zaman bu meseleleri tartışmak yerine birkaç soru üzerinden günlerce oyalanmayı tercih etmektedir.

Kolay Olan ile Zor Olan

Çünkü kolay olan budur.

Bir soruya kızmak kolaydır. Birkaç gün sosyal medyada yakınmak kolaydır. Çocuğun başarısızlığının nedenini sınav sorularında aramak kolaydır. Zor olan ise eğitim sisteminin yapısal problemlerini konuşmaktır.

2026 LGS Matematik üzerine yürütülen tartışmaların önemli bir kısmı da bu nedenle gerçek meselelerden uzaklaşmaktadır. Asıl sorun birkaç matematik sorusunun zor ya da kolay olması değildir. Asıl sorun, Türkiye'nin gerçekten güçlü öğrencileri ne kadar doğru ayırt edebildiği, onları ne kadar nitelikli okullara yönlendirebildiği ve bu okullarda ne kadar kaliteli eğitim verebildiğidir.

Sorular birkaç gün konuşulur ve unutulur. Ancak eğitim sisteminin temel problemleri yerinde kalmaya devam eder.