TYT ve AYT gibi milyonlarca gencin geleceğini etkileyen sınavlarda saat 10.00'da kapıların kapatılması ve birkaç saniye geç kalan adayların dahi içeri alınmaması, yıllardır tartışılan ancak nedense sorgulanmayan bir uygulama hâline geldi. Oysa bu katı yaklaşım ne eğitim mantığıyla ne de ölçme-değerlendirme ilkeleriyle açıklanabilir.
Daha da ilginci, bu uygulama Türkiye'de her zaman böyle değildi. Geçmişte üniversite sınavlarında belirli bir süreye kadar geç gelen adaylar sınava alınabiliyordu. Amaç, adayın bilgisini ölçmekti; birkaç dakikalık gecikmeyi hayat memat meselesi hâline getirmek değil. Sonradan bir kararla kapılar sınav saatinde tamamen kapatıldı ve yıllardır bu uygulama değişmez bir kural gibi dayatılıyor.
Bu değişiklik, son yıllarda kamu yönetiminde sıkça görülen "yaptık oldu" anlayışının eğitim alanındaki yansımalarından biri olarak değerlendirilebilir. Kararın neden alındığına dair kamuoyunu tatmin eden güçlü bir gerekçe ortaya konulmadı. Ölçme kalitesine ne katkı sağladığı açıklanmadı. Ancak sonuçları herkes tarafından görüldü: Her yıl kapı önlerinde ağlayan öğrenciler, fenalaşan veliler ve birkaç saniye yüzünden bir yılını kaybeden gençler.
Kural Haklı Kılınamaz
Kuralların önceden ilan edilmiş olması da bu uygulamayı otomatik olarak haklı kılmaz. Asıl tartışılması gereken, kuralın makul olup olmadığıdır. Bir öğrencinin matematik bilgisi, fizik başarısı veya okuduğunu anlama becerisi saat 10.00'u birkaç saniye geçtiği için yok olmuyorsa, bu öğrenciyi sınava almamanın eğitimsel gerekçesi nedir?
Üstelik Türkiye gibi büyük şehirlerde trafik yoğunluğunun, toplu taşıma aksaklıklarının ve çeşitli olağanüstü durumların yaşanabildiği bir ülkede sıfır tolerans politikası uygulamak, vatandaşın gerçek hayat koşullarını görmezden gelmek anlamına geliyor. Devlet kurumlarının görevi insanı kurallara uydurmak değil, kuralları makul sınırlar içinde insan için uygulamaktır.
Devletin Gençlere Verdiği Mesaj
Sorun sadece birkaç öğrencinin sınava girememesi değildir. Sorun, devletin gençlere verdiği mesajdır. Bu mesaj şudur: Yıllarca çalışmış olmanızın, emek vermiş olmanızın, hayatınızın en önemli sınavına hazırlanmış olmanızın hiçbir önemi yok; birkaç saniyelik gecikme bütün bunlardan daha değerlidir.
Oysa eğitim sistemi, insan hayatını kolaylaştırmak ve yetenekleri ortaya çıkarmak için vardır. Bir sınavın amacı bilgi ve beceriyi ölçmektir. Eğer kamuoyunun gündemi her yıl sınav sorularından çok kapı önünde kalan öğrenciler oluyorsa, ortada sorgulanması gereken bir uygulama vardır.
ÖSYM'nin Yanıtlaması Gereken Soru
ÖSYM artık şu soruya dürüstçe cevap vermelidir: Üniversiteye giriş sınavında ölçülen şey gerçekten akademik yeterlilik midir, yoksa adayın belirlenen saniyede turnikeden geçebilme becerisi mi?
Eğer yanıt birincisiyse, bu uygulamanın eğitimsel bir dayanağı yoktur. Eğer yanıt ikincisiyse, o zaman sınavın adı ve amacı baştan dürüstçe yeniden tanımlanmalıdır.