Son yıllarda TYT ve AYT gibi milyonlarca öğrencinin kaderini etkileyen sınavlar öncesinde aynı tartışma yaşanıyor: Bazı öğretmenler sınav görevi ücretlerini yetersiz buldukları için görev almak istemediklerini açıklıyor. Elbette herkes yaptığı işin karşılığında daha yüksek ücret talep edebilir. Ancak burada gözden kaçan önemli bir nokta var.
TYT ve AYT, herhangi bir kurumun rutin organizasyonu değildir. Bu sınavlar milyonlarca öğrencinin yıllarca emek verdiği, hayatlarının yönünü belirleyen süreçlerdir. Böylesine kritik bir organizasyonda görev almayı yalnızca ek gelir hesabına indirgemek, eğitim mesleğinin toplumsal sorumluluk boyutuyla bağdaşmamaktadır.
Öğretmenlik yalnızca maaş karşılığında ders anlatılan bir iş değildir. Toplum, öğretmenlere bu nedenle sıradan bir memur gözüyle bakmaz. Çünkü öğretmenlik mesleği, kamu hizmeti yönü ağır basan bir meslektir. Üniversite sınavları da bu kamu hizmetinin en önemli parçalarından biridir.
Tartışmanın Asıl Bedeli Kime Çıkıyor?
Ancak mesele yalnızca öğretmenlerin daha yüksek ücret talep etmesi değildir. Sorun, bu yaklaşımın sonuçlarıdır. Son yıllarda görev ücretlerini yetersiz bulan öğretmenlerin önemli bir kısmının sınav görevi almak istememesi, bazı bölgelerde yeterli sayıda gözetmen bulunmasını zorlaştırmış ve sınav organizasyonlarında ciddi sıkıntılar yaratmıştır. Milyonlarca öğrencinin geleceğini ilgilendiren bir sınavda gözetmen ihtiyacının bile tartışma konusu hâline gelmesi düşündürücüdür.
Ücret artışı talep etmek meşrudur; ancak bu talebin fiilen sınav sisteminin işleyişini aksatacak bir noktaya taşınması eleştirilmeyi hak etmektedir. Çünkü ortaya çıkan sorunun bedelini ne ÖSYM yöneticileri ne de sendikalar ödemektedir; bedeli yine sınav stresi altındaki öğrenciler ve fedakâr sınav görevi alan öğretmenler ödemektedir.
Ücret Talebi mi, Konfor Beklentisi mi?
Ücretlerin artırılması gerektiğini savunmak başka bir şeydir; "Bu para için sınavda görev almam" anlayışı başka bir şey. Öğretmenlerin her geçen yıl öğretmenlik mesleğinden kopuşlarını görmek ülke adına oldukça düşündürücü. Gerçekten sorun ücret mi, yoksa giderek güçlenen bir konfor beklentisi mi?
Daha da dikkat çekici olan nokta şudur: Türkiye'de milyonlarca çalışan hafta sonları, mesai saatleri dışında veya ek ücret almadan çeşitli sorumluluklar üstlenirken, yılda birkaç gün yapılan sınav görevlerinin sürekli bir parasal mağduriyet söylemiyle gündeme getirilmesi kamuoyunda karşılık bulmamaktadır.
Eleştirinin Gerçek Hedefi
Birçok öğretmen büyük özveriyle görev almakta ve öğrencilerin sınavlarının sorunsuz gerçekleşmesi için emek vermektedir. Eleştirinin hedefi onlar değil; eğitim hizmetinin merkezinde öğrenciler olması gerekirken, her sınav döneminde tartışmayı ücret pazarlığına dönüştüren anlayıştır.
Üniversite sınavlarının sağlıklı yürütülmesi, öğrencilerin olduğu kadar öğretmenlerin de sorumluluğudur. Bu nedenle talepler dile getirilebilir, ücret artışı istenebilir; ancak sınav görevi konusunu sürekli olarak ücret memnuniyetsizliği üzerinden tartışmak, öğretmenlik mesleğinin toplumdaki saygınlığına da zarar vermiştir ve vermeye devam edecektir.