Eğitim sisteminin en kritik eşiklerinden biri olan Liselere Geçiş Sistemi (LGS), bir ülkenin geleceğini şekillendiren milyonlarca öğrencinin emeğini temsil eder. Ancak gelinen noktada, bu sınavın tarihinin bir futbol maçına göre yeniden düzenlenmesi, yalnızca bir takvim değişikliği değil; aynı zamanda bir zihniyet meselesidir.

Nitekim basına da yansıdığı üzere sınav, milli maç gerekçesiyle 14 Haziran'dan 13 Haziran'a çekilmiştir. Bu durum kamuoyuna "LGS tarihi değişti" haberi olarak duyurulmuştur.

Asıl Soru: Eğitim mi, Popüler Gündem mi?

Sorulması gereken soru çok basit: Bir ülkede eğitim mi önceliklidir, yoksa gündelik popüler heyecanlar mı? Milyonlarca öğrencinin aylar süren hazırlığı, psikolojik dengesi ve planı; tek bir maç saatine göre yeniden şekillendiriliyorsa burada ciddi bir kurumsal zaaf vardır. Çünkü eğitim sistemi, öngörülebilirlik üzerine kurulur. Güven verir. İstikrar sağlar. Keyfiyete açık hale geldiği anda ise bu üç temel unsur da ortadan kalkar.

Yusuf Tekin'in açıklamasında "çocukların gönüllerinin milli takımla olması" gibi iyi niyetli görünen bir gerekçe sunuluyor. Ancak burada göz ardı edilen şey şu: O çocukların gönlü zaten sınavda. Çünkü bu sınav, onların hayatını doğrudan etkiliyor. Eğitim politikası, öğrencinin duygusunu varsayarak değil, onun emeğini koruyarak yapılır.

Tehlikeli Bir Emsal

Daha da önemlisi, bu karar tehlikeli bir emsal oluşturur. Bugün bir futbol maçı için değiştirilen sınav tarihi, yarın başka bir etkinlik, başka bir gündem maddesi için yeniden değiştirilebilir. Bu da eğitim sistemini ciddi bir belirsizlik alanına sürükler.

Oysa sınav dediğimiz şey, "kesinlik" demektir. Tarihi, kuralı, çerçevesi nettir. Değişmezliğiyle güven verir. Bir sistem, kendi belirlediği kuralı kırdığı anda öğrenci ve veli gözünde kaybettiği itibarı geri kazanmak son derece güçtür. Kurum güveni inşa etmek yıllar alır; zedelemek ise bir haber kadar kısa sürer.

Mesele Bir Günden İbaret Değil

Bu tartışmayı küçümseyenler, değişikliğin "sadece bir gün" olduğunu söyleyebilir. Ancak mesele, takvimde kayan tek bir kutucuktan ibaret değildir. Mesele, hangi değerin öncelikli tutulduğudur. Mesele, bu kararın nasıl ve neden alındığıdır. Mesele, kurumsal refleksin nereye yöneldiğidir.

Eğitim; spontane kararlarla, popüler gündemlere göre şekillendirilemeyecek kadar ciddi bir alandır. Eğer bir ülke, sınav takvimini bile koruyamıyorsa, asıl sorgulanması gereken şey sistemin kendisidir. Çünkü mesele bir gün öne çekilen sınav değil; o sınavın temsil ettiği değerin ne kadar ciddiye alındığıdır.

Milyonlarca öğrencinin emeği, bu ülkenin en kıymetli sermayesidir. O sermayeye sahip çıkmak, yalnızca sınav günü değil; her karar anında, her politika tercihinde belli olur.