Türkiye'de eğitim dünyasında yaşananlar üzerine fikirler
Türkiye’de eğitimde başarı denince akla gelen ilk sorular şunlar olur: Hangi dershane? Hangi özel hoca? Hangi platform? Öğrencinin kendi emeği ve kapasitesi mi? Onlar da ne?. Öğrencinin elde ettiği sonuçlar, sanki bir sistemin, dershanenin, eğitim koçu veya özel hocanın marifetiymiş gibi anlatılır; oysa işin özü çok daha farklıdır. En acıklı olan durum ise bunun başarıyı sağlayan öğrenciler tarafından da dillendiriliyor oluşudur.
Geleneksel algıya göre, belli bir sınav başarısı ancak doğru kaynak, doğru hoca veya doğru dershane ile mümkündür. Veliler, “Ali şunu yaptı, Ayşe bunu yaptı; şuradan ders aldı, buraya gitti, şu platformu kullandı” örnekleriyle yönlendirilir ve çoğu zaman kendi çocuklarının aynı yolu izlemesi gerektiğini düşünür. Ancak burada temel bir yanlış vardır: Başarının gerçek kaynağı asla araçlar değildir.
Gerçek başarıyı belirleyen üç temel unsur vardır: öğrencinin algı kapasitesi, öğrenilenleri kalıcı şekilde zihinde tutabilme yeteneği ve çalışma azmi. Bu yetiler olmadan hangi öğretmenle çalışırsanız çalışın, hangi dershane veya online platformu kullanırsanız kullanın, başarı tesadüfi ya da sürdürülemez olur. Öte taraftan bu yetenekler varsa hangi araç kullanılırsa kullanılsın başarı gelir.
Ne yazık ki Türkiye’de hem öğrenciler, hem veliler hem de eğitimciler bu gerçeği görmezden gelir. Başarı, bir araç veya kurumun marifeti olarak sunulur; öğrencinin kendi emeği ve zihinsel kapasitesi ise neredeyse yok sayılır. Bu algı, eğitimin “sonuç odaklı” ve “araç odaklı” yapısının bir sonucudur. Dershaneler, özel hocalar ve online platformlar pazarlama diliyle başarıyı kendi katkıları üzerinden tanımlar; bu da toplumda yanlış bir beklenti yaratır.
Veliler, çocuklarını başarılı olmuş birinin geçtiği yoldan geçmeye zorladıkça, öğrenciler hüsrana uğrar. Çünkü her bireyin öğrenme kapasitesi ve motivasyonu farklıdır. Aynı yöntemi uygulamak, aynı sonuçları garanti etmez. Türkiye’deki eğitim sistemindeki bu bozuk algı, aslında eğitim yapısının en temel sorunlarından birini gözler önüne serer: "Başarı, araçlarda değil; öğrencinin kendi zihinsel donanımında ve emeğinde saklıdır" düşüncesinden yoksunluk.
Eğitim politikaları ve toplumsal algı, araç ve kurumların ön plana çıkarılmasını teşvik ederken, bireysel çaba, yetenek ve motivasyon arka planda kalır. Oysa uzun vadeli ve sürdürülebilir başarı, yalnızca öğrencinin kendi kapasitesi üzerine inşa edilebilir. Bu nedenle aileler, eğitimciler ve öğrenciler, başarının kaynağını doğru yerden okumayı öğrenmelidir: Araçlar, sadece destek sağlar; asıl güç öğrenciye aittir.
Kemal Duran
3 Şubat 2026