Georg Ferdinand Ludwig Philipp Cantor, 3 Mart 1845'te Rusya'nın St. Petersburg kentinde dünyaya geldi. Babası Danimarkalı bir tüccar, annesi Rus-Avusturya kökenli bir müzisyendi. Aile 1856'da Almanya'ya taşındı; Cantor Frankfurt'ta liseyi birincilikle bitirdi.
1863'te Berlin Üniversitesi'ne geçti. Burada Weierstrass, Kummer ve Kronecker gibi dönemin devlerinden ders aldı. 1867'de "Sayı teorisi üzerine" başlıklı teziyle doktorasını tamamladı ve Halle Üniversitesi'nde matematik hocalığına başladı. Halle'de kalacak, ama düşünceleri tüm dünyayı saracaktı.
1874'te Cantor, matematiği temelden sarsacak bir soruyu sordu: "Tüm gerçel sayıları doğal sayılarla eşleştirebilir miyiz?" Cevabı hayırdı — ve bunu diyagonalizasyon yöntemiyle zarif biçimde kanıtladı.
Fikrin özü şudur: Gerçel sayıların tam bir listesini yapsanız bile, o listede olmayan en az bir gerçel sayı her zaman inşa edilebilir. Listenin 1. sayısının 1. basamağını, 2. sayısının 2. basamağını... değiştirerek oluşturulan yeni sayı hiçbir satırla örtüşemez.
Kardinal sayılar: Cantor, sonsuzluğun tek bir büyüklük olmadığını, aksine ℵ₀ < ℵ₁ < ℵ₂ < … biçiminde sonsuz bir hiyerarşi oluşturduğunu gösterdi. Doğal sayılar sayılabilir sonsuz (ℵ₀), gerçel sayılar ise çok daha büyük bir sonsuzluktur.
Cantor Teoremi: Herhangi bir A kümesi için kuvvet kümesi 𝒫(A) her zaman A'dan daha büyük kardinaliteye sahiptir. Bu, sonsuz bir sonsuzluk dizisinin varlığını garanti eder.
Süreklilik Hipotezi (CH): ℵ₀ ile 2^ℵ₀ arasında başka bir kardinal var mıdır? Cantor cevabı bulmak için ömrünü harcadı. Gödel (1940) ve Cohen (1963) bu sorunun ZFC aksiyomlarıyla ne kanıtlanıp ne de çürütülebileceğini gösterdi — yani karar verilemez bir önermedir.
Cantor'un fikirleri çağdaşlarının büyük direnişiyle karşılaştı. En sert eleştiri, hocası Leopold Kronecker'dan geldi. Kronecker, Cantor'u "matematiğin bozguncusu" ve "gençliği zehirleyen biri" olarak nitelendirdi; Berlin'e atanmasını sistematik biçimde engelledi.
Bu baskılar ve Süreklilik Hipotezi'ni ispatlayamama çaresizliği Cantor'u derinden sarstı. 1884'ten itibaren ağır depresyon krizleri geçirmeye başladı ve hayatının son 30 yılını hastane ile üniversite arasında gidip gelerek geçirdi. 6 Ocak 1918'de bir psikiyatri kliniğinde hayatını kaybetti.
Cantor'un ölümünden sonra tarihin hükmü netti. Hilbert, onun teorisini "hiç kimsenin bizi kovamayacağı bir cennet" olarak tanımladı. Bertrand Russell ise Cantor'u "muhtemelen zamanının en büyük matematikçisi" olarak andı.