Eğitim Yazıları

Türkiye'de eğitim dünyasında yaşananlar üzerine fikirler

Türkiye'de Eğitimin Geleceği: Karanlık Bir Ufuk

Türkiye’de eğitim, uzun süredir bir çıkmazın içinde kıvranıyor. Her yeni reform, bir öncekini silip süpürüyor; her yeni müfredat, bir öncekini daha da anlamsız kılıyor. Değişmeyen tek şey, eğitimin kalitesinin giderek düşmesi. Artık kimse geleceğe umutla bakmıyor; ne öğretmen, ne öğrenci, ne de veli.

Eğitim kademelerinin her birinde sorunlar yığını mevcut. İlköğretim ve lise, test çözme makineleri yetiştirmekle meşgulken; merak, yaratıcılık ve öğrenciye hayatta gerçekten yarayacak özellikler kazandırmaktan oldukça uzak. Her şey ölçülüyor, puanlanıyor, sıralanıyor; ama hiçbir şeyin değeri kalmıyor.

Üniversiteler de farklı değil. Akademik özgürlük yerini korkuya, bilimsel üretim yerini bürokrasiye bıraktı. Öğrenciler, hayal ettikleri mesleklerin yerini boş kadroların doldurduğunu görüyor. Mezunlar, diplomalarının işe yaramadığını acı bir şekilde fark ediyor. Bir zamanlar “geleceğin teminatı” olan gençler, şimdi işsizliğin, umutsuzluğun ve göç hayallerinin ortasında kalmış durumda. Beyin göçü artık sadece bireysel bir tercih değil; sistemden kaçışın zorunlu bir sonucu.

Öğretmenler ise geçim derdiyle, atanma korkusuyla, saygı eksikliğiyle boğuşuyorlar. Her gün yeni yönetmelikler ve anlamsız bürokratik yükler altında eziliyorlar. Artık sınıflarda bilgi değil, yorgunluk dolaşıyor. Eğitim artık bir “görev” değil, bir “yük” gibi taşınıyor omuzlarda. Oysa öğretmenlik, bir ülkenin kaderini belirleyen en kutsal mesleklerden biriydi. Şimdi o kutsallık, geçim kaygısının tozlu raflarında unutulmuş durumda.

Veliler de sistemin sessiz mağdurları hâline geldi. Çocuklarını özel derslerle, kurslarla, testlerle donatmaya çalışırken kendi umutlarını tüketiyorlar. Eğitim, ailelerin ortak hayali değil; bireysel bir “kurtuluş mücadelesi”ne dönüştü. Herkes kendi çocuğunu kurtarmaya çalışıyor ama kimse sistemi düzeltmek için ortak bir çabaya girişmiyor.

Gelecekten umut beklemek zor, çünkü çocuklar merak etmeyi unutuyor. Onlara ilham verecek öğretmenler tükeniyor, düş kuracak ortamlar yıkılıyor. Oyun alanları test kitaplarına, sanat dersleri sınav kamplarına feda ediliyor. Eğitim, bir ülkenin geleceğiydi; ama biz, geleceği eğitimle değil, cehaletle teslim alıyoruz.

Ve belki de en acısı şu: Kimse bu çöküşü artık garipsemiyor. Çünkü herkes alıştı. Her sabah milyonlarca öğrenci, umutlarını çantalarına sığdırıp okula gidiyor; ama o umutlar, okul kapısında birer birer dökülüyor. Toplum, eğitimin gücüne inancını kaybettikçe cehalet güçleniyor. Belki de en büyük reform, artık hiçbir reform yapmamaktır; çünkü önce kaybolan güveni, saygıyı ve inancı yeniden kazanmak gerekiyor. Eğitim sadece bilgi değil; adalet, vicdan ve umut meselesidir. Ve biz, bu üçünü de kaybetmek üzereyiz.

Kemal Duran

4 Kasım 2025