Türkiye'de eğitim dünyasında yaşananlar üzerine fikirler
Üniversitelerde matematik eğitimi, düşünmeyi öğreten bir süreç olmayı bir türlü başaramıyor ve dahası giderek öğrencileri matematiksel düşünceden uzaklaştırıyor. Birçok öğrenci, derin bir merakla başlaması gereken matematik derslerinden zamanla soğuyor; çünkü uygulanan yöntemler, öğrenciyi matematikle bağ kurmaktan çok, ondan koparıyor. Bu kopuşun ardında birkaç temel neden var: teorik yoğunluğun baskınlığı, slayt üzerinden yüzeysel anlatım, sınavlarda aşırı zor soruların tercih edilmesi ve son olarak test temelli ölçme sistemi.
Öncelikle, aşırı teorik yaklaşım eğitimi tek yönlü hale getiriyor. Saatlerce tanımlar, teoremler ve ispatlar anlatılıyor; ancak bu bilgilerin gerçek dünyadaki karşılığı çoğu zaman gösterilmiyor. Oysa öğrencinin matematiği anlaması, soyut kavramları somut örneklerle ilişkilendirebilmesine bağlıdır. Günlük yaşamdan alınan problemler, bilgisayar destekli uygulamalar, modelleme çalışmaları gibi etkinlikler bu eksikliği giderebilecekken, çoğu bölümde bunlara yer verilmez. Böyle bir ortamda öğrenciler, teoriyi ezberlemek zorunda kalıyor ama matematiğin hayatla bağını kuramıyor.
Bir diğer ciddi sorun, slayt üzerinden yapılan anlatımlardır. Matematik, tahtada adım adım düşünülerek öğretilmelidir. Öğrenci, öğretim üyesinin hatasından, düzeltmesinden, ara adımlarından öğrenir. Slayt ise süreci değil, sadece sonucu gösterir. Böyle bir anlatımda öğrenci pasif bir izleyiciye dönüşür; düşünme aşamalarına katılamadığı için konunun mantığını kavramakta zorlanır. Slayt sunumları, hız kazandırıyor gibi görünse de aslında öğrencinin öğrenme sürecini yüzeyselleştirir.
Sınavlarda aşırı zor ve seçici soruların sorulması da öğrencileri matematikten uzaklaştıran önemli bir etkendir. Temel bilgileri ne kadar kavradığı ölçülmeyen, yalnızca birkaç öğrencinin çözebileceği düzeyde sorular, değerlendirme değil, elemeye dönüşür. Bu yaklaşım, öğrenciyi motive etmek yerine, başarısızlık duygusunu pekiştirir. Öğrenciler zamanla “öğrenmek için değil, elenmemek için” çalışmaya başlar. Böylece ders, bir öğrenme alanı olmaktan çıkar ve stres kaynağına dönüşür.
Son olarak, test sınavlarının tercih edilmesi üniversite düzeyinde matematik eğitimi için son derece yetersiz bir ölçme biçimidir. Matematik, akıl yürütme ve gerekçelendirme üzerine kurulu bir disiplindir; ancak test sistemi öğrenciyi bu düşünme sürecinden koparır. Cevap “neden” değil, “hangisi” olur. Bu durum, öğrencinin analiz etme, ispatlama ve düşünce üretme becerisini geliştirmek yerine, yüzeysel bir öğrenmeye iter. Bu durumun Yıldız Teknik ve İstanbul Teknik Üniversitelerinde bile yaygın biçimde görülmesi Türkiye'deki akademik gidişat açısından acı vericidir.
Sonuç olarak, üniversitelerdeki matematik eğitimi; ölçme biçimiyle, anlatım tarzıyla ve içerik dengesiyle öğrenciyi düşünmeye değil, matematik eğitiminden uzaklaşmaya yöneltiyor. Matematik, korkulan bir alan haline geliyor çünkü onu öğreten sistem, öğrenciyi sürece dahil edemiyor. Matematik eğitimi, öğrenci odaklı hale gelmeli, tartışmaya açık, uygulamaya dayalı, düşünmeyi teşvik eden bir biçime kavuşmalıdır. Ancak o zaman üniversitede matematik, öğrenciyi matematikten soğutan değil, düşünmeye sevk eden bir alan olabilir.
Kemal Duran
11 Kasım 2025