Satranç dünyası geçtiğimiz hafta tarihi bir ana tanıklık etti: Genç yeteneğimiz Yağız Kaan Erdoğmuş, Veselin Topalov ile yaptığı özel maçın ardından 2700 ELO barajını aşarak bu seviyeye ulaşan tarihteki en genç oyuncu oldu. Kağıt üzerinde muazzam bir başarı gibi duran bu tabloya biraz daha yakından baktığımızda, karşımıza sporun ruhu ile modern dünyanın "rekor" takıntısı arasındaki o ince çizgi çıkıyor.
♟ Zorlama Rekorlar ve Suni İvme
Yağız Kaan'ın yeteneği tartışmaya kapalı. Ancak bu unvanın, aktif profesyonel kariyerini çoktan noktalamış, hatta dünya sıralamasından inaktifliği nedeniyle düşmüş bir efsane olan Topalov ile yapılan "adrese teslim" bir maç üzerinden gelmesi, satranç kamuoyunda haklı bir tartışma başlattı.
2700 barajı, normal şartlarda turnuva maratonlarında, elit rakiplere karşı verilen istikrarlı mücadelelerin sonunda geçilmesi beklenen bir eşiktir. Bu tip özel organizasyonlarla "zorlama" bir ivme yaratmak, başarının kendisinden ziyade, o başarının etiketine — en genç, en hızlı, en ilk — odaklanıldığını gösteriyor.
♟ ELO'nun Puan Yükü: Gelişimin Önündeki Engel
Modern satrançta puan, artık bir gelişim göstergesi değil, bir pazarlama aracına dönüşmüş durumda. Oyuncuların üzerine bindirilen bu "puan koruma" veya "rekor kırma" yükü, tahta başındaki yaratıcılığı öldürüyor.
Yağız Kaan gibi bir dâhinin şu aşamada ihtiyacı olan şey "en genç 2700" etiketiyle tarih kitaplarına girmek değil; Carlsen, Caruana, Nakamura ve sayamayacağımız diğer elit oyuncularla aynı masada, gerçek rekabetin içinde pişmektir. Puan odaklı bu yaklaşım, genç oyuncuyu özgürce risk almaktan alıkoyup onu bir "istatistik memuruna" dönüştürme riski taşır.
Satranç, matematiksel bir veriden çok daha fazlasıdır.
♟ Türk Satrancının İhtiyacı Olan Şey "Etiketler" Değil
Türk satranç kamuoyu olarak artık bir gerçeği kabul etmeliyiz: "En genç", "en hızlı" gibi unvanlarla egomuzu tatmin etmeye ihtiyacımız yok. Yağız Kaan, zaten saf yeteneğiyle dünya satrancının geleceğidir.
Bu yeteneği suni organizasyonlarla bir an önce bir üst basamağa itmeye çalışmak, aslında ona olan güvenin bir eksikliğidir. Türk satrancının ihtiyacı olan; zorlama rekorlar değil, sürdürülebilir başarı ve bu çocukların üzerindeki puan baskısını kaldırarak onların sadece "satranç oynamasına" izin vermektir.
Yağız Kaan'ın 2700 olması kaçınılmaz bir sondur; mesele bu sona nasıl ulaşıldığıdır. Tahtanın büyüsü, ELO hesaplayıcılarının soğuk rakamlarına kurban edilmemelidir.
Çünkü satranç, rakamların bittiği yerde başlar.